HADİ GÖRÜNÜR KILALIM…
Duygusal emek gerçektir ama sıklıkla görünmez!?
Uzunca bir zamandır izole yaşamların içinde olsak da değişmeyen şey insanlar arasında etkileşimin halen devam ediyor olması. Hatta pandeminin çarpan etkisiyle normalimizde olduğundan çok daha fazla değil mi? Bu da yeni normal dediklerinin bir parçası şey olsa gerek. Fiziksel izolasyona karşılık, iletişimsel yakınlık. Ne kadar yakın? Ya da fazla yakınlıktan doğan zaruri uzaklıklar mı?
Kirpilerin ikilemini hiç duydunuz mu?
İnsan ilişkilerini ve bu ilişkilerin doğasını çarpıcı bir şekilde ele alan psikolojik bir kavramdır. Biraz içerisinde ‘ne senle, ne de sensiz” ifadesinin anlamını içerir. Kirpi İkilemi, Alman filozof Arthur Schopenhauer’in ”Parerga ve Paralipomena: Kısa Felsefi Denemeler” adlı eserinde yer almaktadır.

Kirpiler, soğuk havada donmamak için birbirlerine yaklaşırlar. Okları rahatsız edince de birbirlerinden uzaklaşırlar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek ikilem yaşarlar. Sonra kirpiler her iki acıya da tahammül edebilecekleri ve bir arada var olabilecekleri, bir sınır bulurlar; “yakın-uzak” bir mesafe. Peki kirpilerin ikilemini yaşamayan var mı şu içinde bulunduğumuz ve daha önce yaşayarak deneyimlemediğimiz ve bilmediğimiz bu dönemde? Fiziksel mesafe bizi birbirimizden uzak tutarken, duygusal bağlarımız yakınlaştırıyor, değil mi?
“Temas yok” sözünü duyuyoruz, uyarılıyoruz, uyguluyoruz, uzaklaşıyoruz, uzaklaştırıyoruz ancak bir diğer taraftan da temassızlığın getirdiği soğukluğu kapatmak için bağ kurmaya çalışıyoruz. Telefon veya teknolojik bir çok programı kullanarak fiziksel temassız ancak duygusal temaslı iletişimleri daha fazla kurmaya başladık. Bu da beraberinde özel yaşamlarımızda göstermemiz gereken yeni bir çabayı, duygusal olarak daha fazla emek vermeyi gerektirdi.
Aslında, duygusal emek kavramı, ilk Amerika’lı sosyolog Arlie Russell Hochschild tarafından 1983 yılında gündeme gelmiştir ve ardından bu kavramla ilgili farklı disiplinlerde önemli çalışmalar da yapılmıştır. Hissedilen duygularla sergilenen duygular arasındaki farktan bahseder.
Duygusal emek hemen göze çarpmayan ve fakat kişi için sinsi bir tehlikedir. Karşı tarafın duygu durumunu anlama, duygusal empati kurabilme becerisi gerektirir. Bunu gösterebilmek ise kendi duygusunu fark edip yönetebilme yetkinliği ister. Yani bu nasıl bir şey? Samimi hissetmediğin bir ortamda samimiymiş gibi görünmek, öfkelendiğin bir durumda öfkelenmemiş gibi davranmak, içeriden kırgın olduğu kişiye dışarıdan sevecen görünmeye çalışmak veya tükenmişlik noktasına erişmişken sadece bir ebeveyn olmaktan dolayı sakin ve sabırlı tavır takınmaya çalışmak. Nasılmış? Hepsi zorlama değil mi? Zorlama işleri yönetmek gerekir. Özetle, duygusal emek o anın, o durumun, o işin gerektirdiği doğru duyguları hissetmek için çaba göstermektir. Herkes tarafından gözlemlenebilen mimiksel ve bedensel davranışlar sergileyebilmek için hislerin yönetilmesidir.
Duygusal emek için derinde hissettiğini yüzeye çıkarmamayı başarabilmek diye tanımlanır ama gerçeği sen bilirsin, hissedersin, ortaya bambaşka bir duygu koyarsın. Ruhunun sana gönderdiği sinyalleri yok saymaktır, üzerini çizip yeniden resmetmektir. Kalbini yönetmektir duygunu yönetmeye verdiğin çaba. Özetle, duygusal emek sen gerçekte ne hissedersen hisset, yüzüne bir gülen surat kondurmaktır aslında.
Dış dünyaya gülücükler saçan yanınızla, içeride yangının ateşini fitilleyen yanınız ayrı ayrı dinamikleriniz olsa da varoluşunuzun tek gerçeği kendiliğinizde çelişkiyi yaratan siz kendiniz olursunuz! Bazı araştırmalar ise içeride yaşanan gerçek duygunun dışarıya farklı yansıtılmasından doğan bu iç çekişmenin duygusal tükenmişlik, ruhsal motivasyonsuzluk, stres ve çevremizdeki insanlarla bağların kopmasına sebep olduğuna da işaret etmektedir.
Aslında kısaca her insan kendi duygularının efendisidir , denilebilir…
Tüm ilişkilerde duygusal emeği gerektirmektedir. En iyi arkadaşınla olan diyaloğundan, özel ilişki içinde olduğun partnerinle iletişimine kadar.
Pekala o zaman kendine sorman gereken sorular nelerdir?
– Ne kadar sıklıkla duygusal çatışma yaşıyorsun?
– Hangi durumlarda yapmak istediğinden farklı bir davranış sergiliyorsun?
– Hangi duygunu kontrol ediyorsun ve bunun farkında mısın?
– Genelde ve sıklıkla yaşadığın duygun ne ve ardından bir bak bu duygunun altında yatan, en temelde olan diğer duygun nedir?
İç dünyamızdaki duygusal çelişkilerimizi düzenli olarak incelemek ve farkına varmak bu durumun oluşturduğu olası negatif etkileri tabi ki azaltacaktır.
İyi bir arkadaşa, eşe, aileye sahip olmanın değeri paha biçilemez ve fakat hiç bir ilişki onları iyi etmek, kırmamak adına kendi ruhsal sağlığını yok saymayı gerektirmemelidir. Tüm bu ilişkilerin hepsi seni bir ölçüde büyütür, besler ve belki de korur bununla birlikte bu ilişkiler eşzamanlı olarak ve görünmez bir şekilde seni farkında olmadığın duygusal emeğe zorlayabilir.
Duyguna asılı kalmamak ve ihtiyacın olan oksijeni içeriye alabilmen için, temel duygunu bulman adına bir basit formül olsa bu ne olurdu? Bir düşün…
O zaman birde böyle bak.
Gerçekliği görünür kıl…
